Sinirlerinizi Yatıştıracak O Film: A TRAVELER’S NEEDS
Bazı filmlerin yaşattığı bambaşka bir ülkede, hiç tanımadığınız insanların hayatına usulca dahil olma hissini bilirsiniz… A Traveler’s Needs tam olarak böyle bir deneyim sunuyor. Bizi Güney Kore’nin sokaklarına, insanların günlük ikilemlerine götüren bu hikayenin arkasında, modern sinemanın en ilginç dehalarından biri olan Güney Koreli yönetmen Hong Sang-soo var. Yönetmen hayatın gerçeklerini o kadar doğal işliyor ki, ekranda izlediklerinizin bir kurgu olduğuna inanmakta zorlanıyorsunuz. Filmde Fransız gezgin Iris’in (Isabelle Huppert) peşine takılıyor ve onun o sakin dünyasına misafir oluyoruz.
Film boyunca kendinizi Iris ile aynı masada oturup sohbetlere katılırken, hatta etraftaki insanların minik tuhaflıklarına ufaktan cringe olurken buluyorsunuz. Yönetmenin bu "aynı masada olma" hissini bu kadar kusursuz yaratmasının sırrı setteki doğallıkta saklı. Hong Sang-soo, sahneleri aylar önceden planlamak yerine sabah 4'te uyanıp diyalogları o gün yazan ve hikayeyi sette şekillendiren bir yönetmen. Karakterlerin kafelerde, apartman merdivenlerinde veya bir soju masasında ettiği o sohbetler, genellikle kendine has kamera yakınlaştırmalarıyla tek bir çekimde hayat buluyor ama yakınlaştırma efektinin bazen amaçsız ve dikkat dağıtıcı hissettirdiğini de söylemeliyim. Yönetmenin oyuncularla kurduğu o yakın, sahici iletişim, bizi kelimenin tam anlamıyla yandaki sandalyede oturan bir dinleyiciye dönüştürüyor. Eğer siz de benim gibi kalabalık ortamlarda dinleyici olmayı ve gözlemlemeyi sevenlerdenseniz, film sizi anında içine çekiyor.
Ama şunu belirtmem gerekir: Filmin ikinci yarısında, o su gibi akan doğal ritmin yerini biraz daha yapay ve kurgusal hissettiren bir ton alıyor. Yine de günün sonunda filmi gerçekten çok beğendiğim ve bende bıraktığı o güzel hissi sevdiğim gerçeğini kesinlikle değiştirmiyor.
Hikaye ilerlerken Iris’in gözünden Güney Kore’yi adım adım keşfediyoruz. Dağların büyüsüne kapılıyor, şiirler dinliyor ve ekrandan taşan o yemeklerin, şarapların tadına resmen ortak oluyoruz. Mütevazı bütçelerle bağımsız sinema harikaları yaratan yönetmen, bu filmle beni tam hayalini kurduğum o seyahate çıkardı. Sadece tüketmek, turistik mekanları hızlıca aradan çıkarıp listeye bir “check” atmak için değil, insanları gerçekten tanıyarak, yerel kültüre ve mutfağa dahil olarak yapılan, hayatımızda gerçekten iz bırakan, hatırladıkça içimizi huzurla dolduran yolculuklardan birine…Yalnız bir kadın gezginin kendine sakin, minik bir hayat inşa etme çabası öylesine güçlü işlenmiş ki filmin 2024 Berlin Film Festivali'nde Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülü'nü kazanması hiç de şaşırtıcı gelmiyor.
Hong Sang-soo sinemasıyla bu film sayesinde tanıştım ve tarzı bana hemen Eric Rohmer ve Mia Hansen-Løve filmlerini anımsattı (Zaten sinema dünyasında da sıklıkla Rohmer ve Japon usta Yasujirō Ozu ile kıyaslanıyormuş). Ekrana yansıyan aynı dinginlik, canlı renk paleti ve tanıdık burukluklar… Galiba beni en çok etkileyen de bu eşsiz sakinlik. Yaz mevsiminin sıcak tonlarında yanımızda mırıl mırıl akan ve kelimenin tam anlamıyla sinir sistemimizi dengeleyip rahatlatan bir hikaye arıyorsanız, aradığınız film kesinlikle bu. Daha ne olsun?
Yorumlar
Yorum Gönder