TONY - Beyaz Perde Toksik Erkekliği Nasıl Pazarlıyor?

Resim

Ünlü şef, yazar ve belgesel programcısı Anthony Bourdain’in 19 yaşından bir kesit izliyoruz bu yeni filmde. Asi, uçarı bir gencin dürtüsel kararları ve bu kararlar sonucunda yaşananlar… Kulağa sevimli geliyor değil mi? Hele de böyle sevilen bir karakterin hayatı olunca yalancılık, kabalık, “bilinçsiz” sakarlıklar hoş ve havalı görünebiliyor.

Beyaz perdede böyle şımarık, duygusuz, kaba erkekler görmekten ne kadar sıkıldığımı anlatamam. Bir de böyle biri olmanın bir haltmış gibi övülmesi beni o kadar sinirlendiriyor ki.

Umarım Bourdain, filmde gösterildiği gibi biri değildir gerçek hayatta. Evet, kendisi söylüyordu gençliğinde yanlış şeyler yaptığını ve bundan pişmanlık duyduğunu ama ben yine de filmdeki gibi tahammül edilemez biri olduğunu düşünmek istemiyorum.

Tony kendine değer veren kimseyi kırmaktan çekinmiyor: Ailesini ve patronunu mesela. Kırıldıklarında, üzüldüklerinde umurunda bile olmuyor. Sebebin kendisi olduğunu bilse bile en ufak bir vicdan kırıntısı görmüyoruz. Güya Nancy'ye yani hoşlandığı kıza, ki hoşlanmaktan ziyade yine tamamen dürtüsel ve mantıksız hallerinden biriydi bence, saçma sapan yalanlar söylüyor, birçok noktada kızın hayatını mahvediyor. Filmin en problematik yanlarından biri böyle bir karakterin cool biri olarak lanse edilmesi. Nancy'ye kimse çok da üzülmüyor bence filmde, ya da patronuna ya da ailesine… Hepsi Tony gibi sosyopat bir karakterin, Anthony Bourdain’i hariç tutarak filmdeki karakterden bahsediyorum, hayatındaki figüranlar sanki. Ona rahatsızlık veriyorlar, onun hoşuna gitmeyen şeyler yapıyorlar, her şey bu “Amerikalı beyaz erkek” figürün etrafında dönüyor. Kimse de olması gerektiği gibi davranmıyor, sanki herkesin hoşuna gidiyor bu hal ve hareketler.

Tabii gerçek hayatta da böyle karakterler var nasıl sevildiğine asla anlam veremediğim, hem de çok fazla… Böyle filmler, diziler, kitaplar böyle karakterlerin normal yaşamda da normalleştirilmesine hizmet ediyor. Hatta normalleştirmeyi daha ileri taşıyıp havalı, çekici görülmelerine neden oluyorlar. Bir de yılın en iyi filmlerinden biri olarak lanse ediliyor, bu kadar problematiklik kimseye yetmemiş anlaşılan…

Filmin iyi tarafları yok değildi. Mesela oyunculuklar mükemmel. Tony’yi canlandıran Dominic Sessa’nın beni bu kadar sinirlendirip rahatsız etme gücünün başka bir açıklaması olamaz zaten. “Sal” karakterini canlandıran Leo Woodall da inanılmaz bir performans sergiliyor, ki bu karakter de bahsedilen tüm problematik yanları taşıyan biri… Film boyunca sarsıp kendine getirmek istediğim Nancy karakterini canlandıran Emilia Jones da mükemmeldi. Antonio Banderas’tan bahsetmeye bile gerek yoktur diye düşünüyorum, şüphesi olan yoktur. Ayrıca seçilen mekanlar, özellikle de "mutfak" ortamının yansıtılışı üzerinde oldukça çalışıldığı belli. Filmin temposu güzel ve akıcıydı, sonlara doğru yavaşlasa da hiç sıkmıyor ve baymıyor. Çekimlerdeki “yaz” havası da hoşuma gitmedi değil. 

Özetle, teknik açıdan filmi başarılı bulduğumu itiraf etmeliyim. Yine de bu devirde hala en basit toplumsal problemleri bile görememeyi sanatçılara yakıştıramadığımdan bu filmi çok iyi hatırlayamayacağım.

NOT: Filmden sonrra muhtemelen canınız midye dolma falan isteyecek, dikkatli olun.

Yorumlar